28 Ağustos 2014

[Yayıncılık] Dünden Bugüne E-kitap Okuma Serüvenim

Sene 2005 filan. E-kitapları bilgisayar ekranından okuyorum. E-kitaplar lit, doc veya pdf uzantılı. En azından benim okuduklarım. Hatırlayabildiğim kadarıyla kitaplar üzerine not tutma seçeneği yok o zamanlar ya da ben yeterince bilgili değilim. Monitörün parlaklığını en düşüğe getirseniz bile gözü ciddi anlamda yoran bir etkinlik bu şekilde kitap okumak. Sınırım bir buçuk saatti, daha fazla okuyamıyordum.

Nook (ilk jenerasyon)


2009'da ilk e-mürekkepli kitap okuma cihazıma kavuşuyorum. Nook ilk başta biraz yavaş, fakat işletim sistemine yapılan güncellemelerle zaman içinde hızlı bir hale geliyor. Sekiz saate kadar neredeyse hiç aralıksız kitap okuduğum oluyor. Gözüm normal bir kitap okurkenkinden daha az yoruluyor. Neticede sayfanın kıvrımlarındaki ton farklılıkları yok. Yazıları gözümün o an rahat edeceği boyuta getirebiliyorum ve fontu en rahat okuduğum fonta çevirebiliyorum. Karşımda kitabın kağıt cinsine, tonuna bağımlı olmayan, siyah/beyaz, mükemmel bir kontrast var.

Sonraki sayfada yazılanlara gözüm kaymıyor, çünkü sonraki sayfayı görmüyorum. Tek bir sayfaya odaklanabiliyorum. Dahası -çoğumuzun kitap kokusunu sevdiğini biliyorum ama- özellikle eski kitapları okurken burnumun yanmasına katlanmak zorunda kalmıyorum.
Tepkiler: 

17 Ocak 2014

26 Aralık 2013

23 Aralık 2013

bir yapraklık yaşam


M.T.S., Ekim 2012, Bakırköy, İstanbul

Tepkiler: 

[Başıboş Anlatılar] Yolüstü Dava

Yer değiştirme alanları. Sokaklar, kaldırımlar, yollar… Hatta sabit kalarak yer değiştirmenizi sağlayan araçlar. Otobüsler, trenler, vapurlar, uçaklar… Zamanı da peşinden sürükleyen bir hortum belki. Sabitim yanılgısı var ayaklarımı oynak zemine basışımda. Oysa ben de birer geçici yaprağım bu gezgin çehre bostanında.

Çokça hissettiğim bir gariplik. Görebildiklerimle aramda göremediğim bir şey. Zihinsel bir cam, çepeçevre. Pencereden seyre dalarken ya da ekranların sunduğu renklerde kaybolurkenki gibi değil. Bakarken… Gözümdeki o şeffaf parça da değil, veya bir gözlük, lens… Olmayan bir şey hissimde. Hayatımın bir noktasında objektiften bakma talihine dokunuşumdandır. Hayatı kesmek, çevçevelere sığdırmak son bağımlılığım. Bu içkin sınır sayesinde, sergilenen geçici bir şey değil, sergiyi gezen sıra -ve sınır- dışı kişi olduğum sanısıyla cilveleşiyorum. Nezaketen hasmının eserlerini görmeye gelmiş bir sanatçının özenisi hakim bakışlarıma. Bu sadece kendini koruma içgüdüsü diyen o çokbilmişe karşı çıkmak istiyorum! Gözlerimde oluşacak kıvılcımlara, dudağımın kenarlarında belirecek kıvrımlara iyi baksın. Dış ile ayrıklığım, dakika başı araya giren bir reklam gibi dikkat dağıtan “Ben” “Ben” “Ben” hislerini barındıran düşüncelere çekilmiş geçici bir sansür yalnızca. Ve karşıda çeşit çeşit çerçeveleri ile takdir edilecek yüzbinlerce sanat eseri… Reklamların ayartısıyla bulanıklaşan zihnin gördüğü ‘çirkin’ pırıl pırıl şimdi. Şimdi…

Tepkiler: 

dava


M.T.S., Eylül 2012, Bakırköy, İstanbul

Tepkiler: 

9 Temmuz 2013

[Alıntı] Edebiyatın zenginliği

Buenos Aires Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Okulu’nda İngiliz edebiyatı dersleri verirken edebiyat tarihini elden geldiğince es geçmeye çalışmıştım. Öğrenciler benden kaynakça istediklerinde, "Kaynakçayı ne yapacaksınız?" derdim onlara. "Shakespeare’in Shakespeare eleştirmenlerinden haberi mi vardı? Doğrudan doğruya metinleri incelesenize. Kitabı beğenirseniz , sorun yok; beğenmezseniz okumayıverirsiniz. Zoraki okumak kadar saçma bir şey olamaz; ancak zoraki mutluluktan söz edilebilir. Bence şiir duyumsanan bir şeydir. Şiiri duyumsamıyorsanız, güzellik duyusundan yoksunsanız, bir öyküyü okurken biraz sonra neler olacağını merak etmiyorsanız, yazar sizin için yazmamış demektir. Bırakın o öyküyu bir kenara. Edebiyat karşınıza ilginizi çekebilecek ya da bugün ilgi duymasanız da yarın okuyabileceğiniz başka bir yazar çıkaracak kadar zengindir."

Jorge Luis Borges, Yedi Gece, İletişim Yayınları, 2000, s. 88

Tepkiler: