11 Kasım 2009 Çarşamba

Fantastik Mekân Tasvirleri Yarışması

Nisan ayında büyük ilgiyle karşılanan Fantastik Öykü Yarışması'nı sonuçlandıran Fantastik Edebiyat sitesi, yaratıcı yeni projelerle çalışmalarına devam ediyor. Bunlardan biri: Fantastik Mekân Tasvirleri Yarışması.

Konusal Öykü Roman ve Şiir Yarışmaları projesinin ilk basamağı olan bu yarışmada istenen yalnızca fantastik bir mekânın olabilecek en 'büyüleyici' şekilde tasvir edilmesi. Bir kurguya bağlı kalmanız, karakterlere yer vermeniz istenmiyor. Sadece ama sadece fantastik bir mekânı betimlemelisiniz.

Yarışmanın son katılım tarihi: 20 Aralık 2009. Ayrıntılı bilgiye sitenin forum sayfalarından ulaşabilirsiniz.

'Fantastik Edebiyat'ta düzenlenen diğer aktivitelerden bazıları:
  • Geçtiğimiz sene kolektif öykü kitapları çıktı.
  • "Fantastik Edebiyat Dergi" birkaç gün önce yayımlandı.
  • 15 Kasım 2009 Pazar günü KurguKolik Okuma ve Tartışma Topluluğu 1. toplantılarını düzenleyecek. İlk toplantının konusu: Suskunlar.
  • Orta Dünya FRP Kurgu Yarışması (ayrıntılı bilgi için bkz. Fantastik Edebiyat Dergi, sf. 4)

10 Kasım 2009 Salı

* İlham Perisini Kuyruğundan Yakalamak...

Sibel Atasoy çok güzel bir konuşma paylaşmış okuyucularıyla. Çoğu zaman yazdığım şeylerle fazlasıyla bağlantılı olduğundan buraya da bir not düşme ihtiyacı hissettim. Yaratıcılık gerektiren herhangi bir işle uğraşan herkes için bu konuşma; özellikle de yazarlar için.


Yaklaşık yirmi dakika süresince yazar Elizabeth Gilbert, yaratıcı insanların üzerindeki yükten; eski çağlarda dehanın, yaratıcılığın bireyin dışında bir kaynaktan geldiğine inanılmasından ve bu durumun sanatçı için tüm başarıyı ya da başarısızlığı kişinin üzerine yüklemekten daha doğru bir bakış açısı olduğundan bahsediyor. Bilhassa sonlara doğru paylaştığı örnekleri dinlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler.

02 Ekim 2009 Cuma

Kısa Kısa (6)

Yarışmalar
Etkinlikler
Diğer

08 Ağustos 2009 Cumartesi

Kısa Kısa (5)

Yarışmalar
Etkinlikler
Seçtiklerim

22 Mayıs 2009 Cuma

Kısa Kısa (4)

Yarışmalar
Etkinlikler
Diğer

19 Mayıs 2009 Salı

Mim: Çocukken...

Bir zaman makinesine atlatıp beni çocukluğuma götüren bu güzel mim'i sevgili Hazal göndermiş. Bu kadar geç yazdığım için özür dileyerek boşlukları doldurmaya başlıyorum.

Çocukken sokaktaki kedileri o zamanların devasa hayali dünyalarını sakladığım dolapların içine kaçırdım.

Çocukken büyüklerin sözünü dinleme becerisinden yoksundum.

Çocukken afacanlık yapmaktan fazlasıyla yaralanmış olabilirim.

Çocukken çok çalışkan ve bilgili olmayı hayal ederdim.

Çocukken, büyüklerin yapmasını saçma bulduğum şeyleri bir kenara not almış olmak isterdim. Bir gün gerçekten büyüyeceğimi hiç düşünmemiştim.

Evimizde asla yeterli kahkaha sesi olmadı.

Çocukken daha fazla hayale ihtiyaç duyardım.

Bir daha asla küçük ben'in bakışlarıyla dünyayı göremeyeceğim için üzgünüm.

Yıllar boyunca her şeyi bilmenin nasıl bir his olacağını merak ettim.

Kafamda bir yerlerde unutulmuş tüm hayal ve öyküler için ayırmadığım zaman kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.

Bu mim'i, öyküleriyle yeni serüvenler düşleten sevgili dostum Doruk'a paslıyorum.

02 Nisan 2009 Perşembe

Gitar Telinin Üzerindeki Dünya

Çocuk programlarından fırlamış desenlerle kaplı yatağımın üzerinde oturmuş müzik dinliyordum. Birden, etraftaki tüm evlerin boş olduğunu fark ettim. Müziği istediğim kadar açabilirdim, kimse rahatsız olmazdı.

Daha önce müziğin sesini en fazla yarısına kadar açmıştım; ki bu, müziğin tüm evde gürlemesine yeter, kısa sürede başımın ağrımasına neden olurdu. "Fırsat bu fırsat!" dedim ve hayatımda ilk defa o sesi sonuna kadar açtım. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Heyecanla yatağıma sıçradım, bağdaş kurup meditasyon yaparcasına bu 'gürültü'ye odaklanmaya çalıştım.

Her şey, normal müzikten fazlasıyla farklıydı. Belki de hoparlörün eskimiş olmasından veya seçtiğim parçanın tarzından; normalde parçada olan seslerin haricinde, koro halinde tiz sesler duyuluyordu. Kendimi odamdan ayrılmış, farklı bir diyara yelken açmış gibi hissediyordum. Tiz sesler korosu yer yer mutluluk çığlıkları atıyor, yer yer hüzünle ağlıyordu. Şimdi, öyle olmuştu ki, solistin ve orkestranın müziği gürültü halini almış, geri kalan acayip sesler ise asıl müziğe dönüşmüştü.

Gürültülü içsel yolculuğum sırasında titreşimleri de hissediyordum elbet. Duvarların, yerin, üzerinde oturduğum yatağın zangır zangır titrediğini duyumsuyordum. Her şey, müziğe ayak uydurmuş, dans ediyordu adeta.

Derken aniden, kendimi bir gitar telinin üzerinde buldum. Ben, telin üzerinde duracak kadar küçülmemiştim; aksine gitarın teli öyle büyüktü ki, bu koca evle beraber üzerinde zıplayıp, titreşip duruyordum. Tıpkı eskiden, insanların dünyayı bir geyiğin boynuzları üzerindeki tepsi sanması ya da bir kaplumbağanın sırtında yaşadığımızı düşünmesi gibi. Bu gitar teli evreninde de zıplamadan, hoplamadan, dans etmeden durmak yasaktı. Elimde değildi zaten; gitar teline müziğin ritmi değdikçe, suratımda delicesine bir sırıtışla dans etmeye devam ediyordum.

Gitar teli evreni beni çok mutlu etti. Kendimi hiçbir şey yapmadan, sadece o telin üzerinde yaşayarak işe yarayan bir parçacık gibi hissettim. Benimki gibi bir dünyada, müzikal bir dehanın parmaklarının ucunda, dokunuşuyla yeni hayatlar (yeni hoplayıp zıplama maceraları) yaratan büyüleyici müziğin bir parçasıydım.

Bunları hissederken; dünyamızı, yine dünyadan bir şeylerin üzerine oturtmanın ne kadar huzur verici ve eğlenceli olduğunu fark ettim. Yağmur yağması, Atlas*'ın ağlaması; ateş saçan volkanlar, bir sobanın önünde ısınması; depremler, dünyayı taşımaktan yorgun düşmüş kollarının titremesinden olabilirdi... Bilinmeyen yoktu! Dünyayı taşıyan şeyin yapısını, davranışlarını, her şeyini (kendi dünyamız sayesinde) zaten biliyorduk. Ve böylece evreni de... Bilinmeyen olmayınca, korku da olmuyordu; zihnimizin çözüm bulamayacağı tek şey bilinmeyendi çünkü.

Gitar telinin üzerindeki dünyada sarhoş edici titreşimlerle hoşça vakit geçiriyordum ki, kulaklarımın ağrımaya başlaması; beni, Atlas'ın sırtından boşluğa, bilinmezliğe atılmış dünyama geri getirdi.

*Atlas: Yunan mitolojisinde, Titanların tanrılara karşı giriştikleri savaşta yenilince, dünyayı omuzlarında taşımakla cezalandırılmıştır.