11 Aralık 2008

Düşlemek

Bu yazıma Elegy filminden beni etkileyen bir sahneyle başlamak istiyorum. Karakterlerden biri üniversitedeki 'Uygulamalı Eleştiri' (Practical Criticism) dersinde öğrencilerine şu soruyu soruyor: "Savaş ve Barış, onu okuduğumuz için farklı bir kitaba mı dönüşür?"; ve kendisi yanıtlıyor: "Evet, elbette. Fakat neden? Kitaba bir şeyler kattığımız için mi? Kendimizi kattığımız için... Dahası, kitabı 10 yıl içinde tekrar okursanız, tekrar değişecektir. Çünkü siz değiştiniz."

Öyleyse; yazar bir eser ortaya koyduğunda, okuyucunun okudukları ile yazarın yazdıkları bambaşka şeyler haline gelir. Tıpkı her okuyucunun okuduklarından anladıklarının farklı olması gibi. Yazma ve okuma eylemleri böylesine öznel bir hâl alıyorsa, o halde yazarın yazdıklarını düşünülene en yakın şekilde anlayabilecek yegane kişi de yazarın kendisidir, başka hiç kimse değil.

Bilmiyorum bu durum sizi nasıl hissettiriyor; fakat beni ürkütücü bir olasılıklar çemberine sürüklüyor.

Fantastik hikayeler yazarken, her şeyi düşlediğim gibi yansıtamadığım için nasıl hayal kırıklığına uğrardım, çok iyi hatırlıyorum. Sırf doğru şekilde yansıtabilmek için çizim becerilerimi geliştirmeye bile çalıştım. Yine olmadı. Sonra bir karara vardım: Düşlediklerini olduğu gibi yansıtabilmek yalnız gerçek sanatçılara ait bir özellikti.

Şimdi görüyorum ki kimsenin düşleri tıpatıp aynı değil. Yeri geliyor aynı heceden farklı anlamlar çıkarıyoruz; kim bilir koskoca bir eser bize kaç farklı düşü yaşatıyor.

Kimisi kendi düşlerini yaşamak ister, kimisi düşlerini paylaşmak. Peki, düşleyenin paylaşmak istediklerini, yakın da olsa, tamamen olduğu gibi paylaşamayacak olması yıldırıcı bir şey midir? Aslında -bana göre- tam tersi olmalı; çünkü okumak, sanata gözcülük etmek bize sürekli farklı değerler katıyor, yeni şeyler düşünmemize; dolayısıyla ilerlememize vesile oluyor. Bir sanat gözcüsü, eserden, sanatçının vermeyi düşündüğünden çok daha fazlasını alabilir (çok daha azını da tabii).

Düşlerini paylaşmak mı, yoksa onları sadece kendinde yaşatmak mı? Karar bizim.

M.T.S., 11 Aralık 2008

Tepkiler: 

Hiç yorum yok: