1 Ocak 2009

[Bilgi-Yorum] Gelişen, Değişen Okuma Alışkanlıklarımız

Geçmişe, okuma eyleminin başlangıcına bakacak olursak...

Sümerlerin M.Ö. 3200'de yazıyı bulmasıyla tarih çağları başlamıştır. Zamanla yazı başka kültürlere de yayıldı. Bu buluş, şimdiki gibi kağıtlara ya da papirüslere değil; o zamanın en uygun kaynağı olan taş, kilağaç kabuğu ve metal levhalara yazılıyordu. Bu maddelerin yeterince bol olmaması, taşınabilirlik, kopyalama gibi işlemlerin zor olması sebeplerinden ötürü yazı ender bir şeydi. Okumayı çok az kişi biliyordu.

Yazı insan kültürünün gelişmesini desteklemiş çok önemli bir faktördür. Bir tür kısır döngü içerisinde, kültürün gelişmesiyle beraber, yazının kullanımının artması zorunlu hale gelmiş, dolayısıyla yeni materyal arayışlarına girilmiştir. Hayvan derilerinden yapılan parşömeni takiben başka teknikler de denenmiş; en sonunda kağıt ortaya çıkmıştır.

Tüm bu gelişmeler olurken bugün de karşımıza çıkan sansür, aynı ilkelliğiyle kendini gösteriyordu. İskenderiye Kütüphanesinin yakılması, Çin'de Qin Hanedanlığı döneminde kitap yakımı ve bilginlerin gömülme olayları buna örnektir. (Bkz. Kitap yakmanın ateşli tarihi)

18. ve 19. yüzyıllara kadar (Sanayi Devrimi) kağıt çok pahalı, okur-yazarlık oranı oldukça düşüktü. Kağıdın pahalı olmasından dolayı daha çok bilimsel ve tarihi değere sahip eserler basılıyordu. Kurgu kitap kültürü henüz gelişmemişti.

Üretimde işlerin makinelere devredilmesiyle kağıt ucuzlamış, buna bağlı olarak okur-yazarlık oranı artmıştır. Bilgisayar ve internet teknolojilerinin büyük bir hızla gelişmekte olduğu bugüne kadarki süreçte, gerek kurgu gerek kurgu olmayan birçok alt dal ortaya çıktı.

Tarih kısmı bitti, günümüze dönersek...

Her gün dünyada yüzlerce yeni kitap basılıyor. Herkes yazar olmak istiyor, istemeyenler "benim hayatımdan roman olur" diyor. Böyle bir dönemdeyiz, evet. Bazı edebiyatçılara göre bu kötü bir şey; çünkü basılan eserlerin kalitesi gittikçe azalıyor, değerli eserler ise adeta bir çöplüğün içinde kaybolup gidiyor. Bana sorarsanız bunun çok güzel bir tarafı da var: artık insanlar bir şeyler üretmek, insanlığa katkıda bulunmak istiyor (tabii şekillendirilmeleri -daha doğrusu- eğitilmeleri ve kaliteli ürünler ortaya çıkarmaları sağlanmalı).

Teknolojinin gelişmesiyle beraber elimize aldığımız kitapların görünümü, tarzı da değişti. Bir sahafa gidip eski kitaplara baktığınızda kalın bir cilt ve ayraç niyetine sayfaların arasından çıkan kırmızı bir ipliğin o dönemin kaliteli kitaplarından olduğunu görürüz; iç sayfalardaysa kalınitalik yazılar, CMYK (yani tam renkli) baskılar, farklı yazı stillerinin kullanımı çok nadirdir. Günümüzde, tüm bunları çok daha rahat yapabilmemizin yanı sıra -bana ne kadar garip gelse de- yazılanlardan etkilenimi artırmak için harf boyutundaki simgelerin (çeşitli yazı stillerinin) normal bir cümle akışının arasında kullanılması gibi değişimlere tanıklık edebiliyoruz.

Olanaklarımız arttıkça yeni şeyler denemek için de inanılmaz bir arzu oluşuyor. Belli bir harfin hiçbir şekilde kullanılmadığı yapıtlar (lipogram), kelime/cümle oyunları (bkz. 'constrained writing'), hayvanların kişileştirilmesi (bkz. edebiyat akımları, 'literary technique'), yapay diller yaratılması, kitaplardaki şeylerin gerçek hayata aktarılması (örn. Masumiyet Müzesi)... Yakın gelecekte hangi yaratıcı deneylerle karşılaşacağız acaba, tahmin etmek biraz zor.

İnternetin kullanımına bakacak olursak... Artık teknolojiye uyum sağlamış pek çok insan haberleri televizyondan izlemek, gazete alıp okumak yerine; gazetelerin, televizyon kanallarının internet sitelerine girip gündemi buralardan takip ediyor. Yazdıklarımızı, yaptıklarımızı paylaşmak için herhangi bir yayıncıya bağımlı değiliz. İsteyen herkes gerek kişisel, gerekse konuya yönelik her türlü yazısını internet üzerinden paylaşabiliyor. Gazete ve televizyonla karşılaştırıldığında, elektronik medyanın okunurluğu daha az; fakat bu oranın sürekli artmakta olduğu göz ardı edilmemeli.

Türkiye'de fazla yaygın olmasa da elektronik yayıncılık diye bir şey ortaya çıkmış durumda. Yurt dışında sadece elektronik kitap pazarlayan yayınevleri var. Türkiye'de bunun ilk ve (bildiğim kadarıyla) tek örneği: Alt Kitap Yayınevi. Ancak kitaplar için herhangi bir ücret talep etmediklerinden, bir gelirleri var mıdır yoksa tamamen karşılık beklemeksizin işleyen bir sistem mi, bilmiyorum.

Bir kitabın kokusunu alarak, sayfalarını hissederek okumakla bir tutulamaz hiç bir şey; bunu her kitapsever bilir. Fakat elektronik kitapların bize çok büyük faydaları da var. Yayıncılık açısından bakarsak (şurada da değindiğim gibi) basım masrafları ortadan kalktığından dolayı kitap ücretleri çok daha düşük hale geliyor. Bazı programlar sayesinde bu kitaplar sesli hale getirilebiliyor, böylece görme özürlü insanlar da okuma eyleminden vazgeçmek zorunda kalmıyor (ayrıca bu alanda Konuşan Kitap'ı belirtmeden geçemeyeceğim). Yeni nesil teknolojik aletlere (cep telefonları, pda, iphone, ipod vb.) bu kitapları aktararak (hem de onlarcasını) sürekli yanımızda taşıyıp, istediğimiz zaman okuma imkanına sahibiz.

İnternete tekrar dönecek olursak (bu kısım biraz tahmin)... Pek çok kişi onun bir çöplük haline geldiğini düşünüyor. Buna katılmakla birlikte yakın zamanda bizi bu çöplükte doğru yerlere yönlendirecek programların geliştirileceğini, dolayısıyla 'bilgi çöplüğü'nün bir sorun olmaktan çıkacağını düşünüyorum. Blog benzeri uygulamaları okuma alışkanlığımız artarsa, burada kullanma imkanına sahip olduğumuz şeylerin (farklı içeriklere yönlendirebilmevideo izletebilme vb.) böylesine doğrudan bilgi paylaşımı ortamı sağlaması ve imkanlarımızın artması bizi bu tür uygulamaları daha sık kullanmaya; kitap, dergi, gazete benzeri yayınları ise tamamen internete aktarmaya yönlendirecektir. O zaman mürekkebi parmaklarımızın ucunda hissetmeye hasret kalacağız belki de.

Yakın gelecekte okuma alışkanlıklarımızın ne yönde gelişeceği tam bir muamma; çünkü çok hızlı gelişen bir teknoloji devrindeyiz. Hayalini bile kuramadığımız ne gibi gelişmeler olacak; kim, hangi yaratıcı fikirleri ortaya koyacak; ve son olarak da sağı solu belli olmayan biz, insanlar, hangisini beğenenip kullanacağız...

Büyüleyici olan, taşların üzerine tek bir harfi dakikalarca uğraşarak yazmaktan, klavyenin tek bir tuşuna basarak yazdıklarımızı tüm dünyayla paylaşma aşamasına gelmiş durumdayız! Sıradaki?!

M.T.S., 1 Ocak 2009

Tepkiler: 

Hiç yorum yok: