17 Ocak 2009

[Yazarlık-Yayıncılık] Yaratıcı Yazarlık Kursları ve Kitapları Üzerine

Daha önce Türkiye'de Yazarlık Eğitimi Verenler Yerler ve Yazarlık Üzerine Kitaplar'ı paylaşmıştım. Bunların en çok okunan yazılar olduğunu gördüm. Gariptir, Google vb. aramalarla bu sayfalara ulaşmış kişilerin %96'sı başka herhangi bir yazıya bakmadan ayrılmış. Yazar olmak isteyip okumayı sevmeyen bir kitleyle mi karşı karşıyayım acaba?

Kursların böylesine ilgi görmesi beni bir yandan sevindirdi, bir yandan şaşırttı. İnsanların bu kursları yazar olmanın formülü olarak gördüğünü fark ettim. Maalesef, böyle bir şey yok. Bugüne kadar kaliteli eserler vermiş yazarlarımız birilerinden yazarlığın dersini mi almış? Hayır, hiç de değil. Hayal etmek güzel; ama bir kursa giderek yazar olup çıkılmıyor ne yazık ki.

Verilen bu eğitimlerin sizden alıp götürdükleri de var. Yazma stillerine kafayı takıp kitap okurken 'gerçekten okumayı' unutabilirsiniz. Kafanızdakileri paylaşmaktan çok bir pazarlamacı edasıyla hedef kitle belirleyerek mutlu olmak için değil, adeta bir 'işçi' gibi yazabilirsiniz. En çok karşılaşılanı ise, yazarlığın ne kadar zor bir iş olduğunu daha başlangıçta görüp korkabilir, isteğinizi yitirebilirsiniz. Bazılarının "En küçük zorlukta korkacaksa baştan bıraksın bu işi," dediğini duyar gibiyim; fakat yazarların genelde çok duyarlı ve kırılgan olduğunu göz önüne alırsak, bu kişileri korkutup sadece çok azimli veya pazarlamacılığa soyunmuş kişilerle devam etmek ne kadar doğru, merak ediyorum.

Yine de her bir insanı, aynı şey, farklı şekilde etkiler. Herkes olumsuz etkilenecek diye bir şey yok. Renkler ve zevkler tartışılmaz, derler ya, aynen öyle. Bazıları bu tür kitapları okuyarak, eğitimlere katılarak motive olup güzel eserler verir, bazılarıysa yazma eyleminin bir matematik problemiymişçesine didiklenmesinden rahatsız olur, akışına bırakılması gerektiğine inanır. Başka bazıları da var tabii. Ne kadar farklı insan, o kadar farklı tepki...

Yazar olmak isteyip okumama konusuna dönersek... Daha geçen gün yaşadığım bir durumu anlatmak istiyorum. Bir öykü yazıyordum; fakat bir türlü istediğim gibi olmuyordu. Mumlar yaktım, fonda güzel bir müzik; betimlemeler ve diyaloglarla bezedim öyküyü; defalarca baştan yazdım, anlatım bozukluklarımı düzelttim, sadeleştirdim, birkaç günlüğüne kenara atıp sonra tekrar üzerinden geçtim... En sonunda birkaç kişiye okuttum. Herkes bir şeylerin eksikliğinden bahsetmeye başladı. İşin içinden çıkamaz hale geldim. Aklıma gelen her şeyi yapmıştım. Anneme okuttuğumda dedi ki: "Okuyanı içine alması için, önce senin içine girmen lazım. Hissetmelisin ki hissettirebilesin." Bu, yazarlık kitaplarında söylenen tarzda bir şey. Annem şimdiye kadar edebi hiçbir şey yazmadı, günlük bile tutmaz; fakat iyi bir okuyucudur. Deli gibi bir kitabı bitirip diğerini okumak değil bahsettiğim. Satır aralarını okumak, okurken düşünmek, meraklı olmak... Yazarlık kurslarında veya kitaplarında anlatılanlar, iyi bir okuyucuysanız zaten kendi kendinize fark ettiğiniz şeylerdir. Bu noktada, kursların söylemesi gereken tek şey "İstiyorsan, sakın vazgeçme," olmalıdır bana kalırsa.

Hep olumsuz yanlarından bahsettim; fakat bu demek değildir ki yaratıcı yazarlık üzerine görüşleri dinlemek/okumak size bir şey katmaz. En vasıfsız görünen kişilerin bile size öğretebileceği şeyler vardır. Kaldı ki, yaratıcı yazarlık dersi verenler alanında (ve alanları dışında) bilgi birikimi zengin olan kimseler. Onlardan öğrenebileceğimiz çok şey olduğuna adım gibi eminim. Sadece, büyük hayallere fazla kapılmamakta fayda var.

M.T.S., 17 Ocak 2009

Tepkiler: 

8 yorum:

Mustafa Acungil dedi ki...

Mekteplilik ve alaylılık her işte sıkça karşılaşılan bir ikilemdir. Benim uzmanlık alanlarımdan olan bilişim konularında da durum böyledir.

Yazarlıktan dem vurmayayım, ama bilişimde şunu biliyorum ki, doğru olan kişiye uygun bir mekteplilik alaylılık karışımıdır.

Yazarlıkta da durumun farklı olduğunu düşünmüyorum.

Tila Sadık dedi ki...

Kurslardan veya kitaplardan, sözünü ettiğiniz gibi bir karışımı elde etmek mümkün mü, bilmiyorum. Yoksa biraz teorik bilgi, biraz da pratik; hem kurslara gitmek hem de kendin keşfetmeye devam etmek mi anlatmak istediğiniz? Mekteplilik ve alaylılık deyişine yabancı olduğumdan tam anlayamadım sanırım.

Adsız dedi ki...

Selam

Mektepli/alaylı bu işin okuluna gitmiş/bu işi yaparak öğrenmiş gibi bir deyim; en çok ses sanatçılarında konservatuar mezunu olanlar/ olmayanlar tartışmalarında kullanılır :)

Gepegenç bir ses gördüm ve çok sağlam kalem olacaksın eminim. Bilgi birikimi ve kelime haznesi işin hamaliyesi ancak annene katılmamak işten değil; asıl olay samimiyette ..

Hatta, bu hafta bayıldığım bir söyleşide , koskoca mario levi de işaret buyurmuş;

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=917154&Date=18.01.2009&CategoryID=40

Calhan Atak

Doruk dedi ki...

Ben bu kurslara gitmeyi düşündüğüm zaman kendi içimde bunun nedenini de bulmaya çalışmıştım, öykülerimi orada verilecek formül veya tekniklere göre yazamazdım hiçbir şekilde; bir yazar, acemi bile olsa, kendi yolunu kendi okudukları ve düşündükleriyle bulmalı. Ama şimdi düşünüyorum da bu kursların en büyük faydası insana yazdıklarını profesyonel gözlere gösterebilme şansı sunması olurdu, biraz da püf noktası kazanılır elbet. Ancak ne türbeler ÖSS kazandıracak, ne de Gordion'un düğümü Asya'yı getirecektir; her şey yine "insan"da bitiyor. Herhangi bir tanesinde bulunmadığım için tam olarak yapılanları bilmesem de Notos gibi dergilerdeki "atölye" tarzı bölümler bu kurslarda verilecek şeylerin açığını bir seviyeye kadar da olsa kapatıyordur diye tahmin ediyorum. Sevilen yazarların yazma teknikleriyse zaten bir noktadan sonra zihinde beliriyor, bu nedenle şu anda bu kurslara pek inanmıyorum ne yazık ki; ama bu konuda açıklamayı en iyi biçimde o kursları veren insanlardan alırdık sanırım:)

Tila Sadık dedi ki...

Calhan Atak, böyle güzel bir söyleşiyi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Mario Levi'nin eserlerini okumamıştım; ancak ilk fırsatta 'Karanlık Çökerken Neredeydiniz'i okuyacağım. Zira, annem de 78 kuşağından geliyor (Mario Levi ile aynı yıl doğmuş, hoş bir rastlantı). Kendime böylesine örnek aldığım insanı daha iyi anlamak, tanımak adına bunu yapmak, hele böyle bir kalemden, çok zevkli olacak eminim. Mario Levi'nin samimi yanıtlarını okuyunca, beni böyle bir üstatla tanıştırdığınız için bir kez daha sevindim.

Doruk, yazdıklarımızı profesyonel gözlere gösterebilmek büyük bir şans, tamamen katılıyorum. Ancak beğeninin herkes için farklı değerler taşıdığını da unutmamalı. O usta beğenmez başka usta beğenir. Ya da, ustalarının beğenmesi gerçekten o kadar önemli mi? İnsanın hoşuna gider tabii; ama bunu öncelik haline getirmek yanlış. Söylenenleri kendince değerlendirip elinden gelenin en iyisini sana en doğru gelen şekilde yapmak, özgün yazım tarzının zamanla yolunu bulmasını sağlayacaktır; yoksa körü körüne baş eğip: "Haklısınız" demek değil. Yazım atölyelerindeki ustaların bunu dedirtmek için uğraşmayacak kadar açık fikirli olmasını dilerim.

Notos'un atölye çalışmalarına katıldığınız zaman deneyim ve düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız çok memnun olurum. En azından bazı soru işaretleri giderilmiş olur.

Adsız dedi ki...

Tila rica ederim. Senin paylaştığın bu güzel blog karşısında gözden kaçmış bir röportajı paylaşmak çok olmasa gerek.

Umarım kısa zamanda okur ve kritiğini de yazarsın. Daha sonra kitabı bana da verebilirsin :)

Yazmak ile olan "kavgam" için yazılarını takip etmeye devam edeceğimden emin olabilirsin.

Calhan Atak

Adsız dedi ki...

Yazarlıkla ilgili bu blogdaki bütün yazılarınızı okudum, paylaştığınız değerli bilgiler için teşekkür ederim, en iyi dileklerimi gönderiyorum.

-N

Hande dedi ki...

Tabiki yazarlık kursuna gidilerek çok iyi bir yazar olunacağına dair bir garanti yok fakat Amerika kıtasını tekrar keşfetmeye de gerek yok.Her sanat,bilim ve meslek gibi yazarlığında öğrenilmesi gereken belirli tarzları,stilleri ve hikaye örgüleri vardır.Bir ahçı nasıl hiç bir tarife sahip olmadan yemek yapamıyor,veya bir mimar eğitim almadan bina inşaa edemiyorsa,yazarlıkla ilgili tek bir eğitim almamış kişi istediği kadar yeteneği olsun, kitap yazamaz ya da sadece yazdığını sanar. Yüzyıllardır kitap yazmakla ilgili biriken bilgileri ve yöntemleri kullanmayıp kendi başına yazar olmaya çalışan arkadaşlara başarılar diliyorum :)