25 Mart 2009

[Yazarlık-Yayıncılık] Yazarlar İnternette Buluş(m)uyor!

İyi kötü bir şeyler yazmaya başladığımda çevremde aradığım ilk şey; yazma eylemini yakından tanıyan, daha da önemlisi okuma üstadı bir kimsenin, yazdıklarımı okuyup bana yaptığım şeyin ne olduğunu söylemesiydi. Edebi anlamda mı yazıyordum, yoksa yalnızca bileğimi mi hızlandırıyordum? Başka sorularım da vardı, okuma üstadına, hayatı okuyup kağıda geçirmekle ilgili.

Aynı durumda olan, çevresinde aradığı edebi yaklaşımı bulamayan çok kişi var. Söz gelimi, birkaç kitap yayımlamış biri de aynı yaklaşıma muhtaç olabiliyor. Yalnız edebi tartışmalar değil; bir eserin yayımlanma sürecine dair teknik unsurlar, kültürel etkinlik ve bilgi paylaşımı da ihtiyaç duyulan şeyler arasında.

Kuşkusuz, internet, tüm bu ihtiyaçların giderilmesi için harika bir nimet. Değerinin son birkaç yılda anlaşılmaya başladığını söyleyebiliriz. Yayınevleri bloglarda yazıyor, site ve mesaj panoları açıyor. Çevirmenlerin bir araya geldiği etkileşimli ortamlar var. Türkiye'de yazarların eserlerini paylaştığı sitelerden bazıları: YazımhaneİzEdebiyatÖzgür Pencere. Bunların haricinde; örneğin, fantastik kurgu yazan biri FRP WorldFrpNetFantastik Edebiyat gibi sitelerde yazılarını paylaşıp geri bildirim alabiliyor.

Yazarlar, yeteneklerini paylaşabileceği ortamlar bulmuş, bulmaya da devam edecek; çünkü bu tür siteler açılmaya devam ediyor. Özgür Pencere'de, interaktif yazı atölyeleri bile var. Buna karşın, tüm bu siteleri takip ettiğimizde bile, tüm sorularımızı cevaplandıramadığını, sektörel birlikteliği sağlayamadığını görüyoruz. Mesela, her bir yayınevinin hangi tür eserleri kabul ettiğini yazan bir kaynak var mı; ya da başvuru kriterlerini belirten?

E-devlet dönemine girmişken, yayıncılık için de interaktif projeler geliştirmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Yazarın, yayıncının işi kalem kağıtlaydı; şimdiyse biraz teknolojiye bulaşmalı, güzel dilini teknolojiye de akıtmalı. Aklımdaki sistem, Berna Laçin'in oyuncular için kurmuş olduğu Oyuncu Adresi'nin yazarlara uyarlanmış hali. Yayıncılar, editörler, çevirmenler, köşe yazarları, kitapları yayımlanmış yazarlar, amatör yazarlar, hatta basımevleri, dağıtımcılar... Hepsi, tek bir noktada bir araya gelse, aranan birliktelik sağlanacak gibi geliyor. Mesela; yayıncılara başvurumuzu internet üzerinden yapsak ve internet sitesi eserimizi otomatik olarak tasdix sistemiyle tasdiklese... Editörler başvuruları değerlendirme aşamalarını işaretlese, eser sahibi takip edebilse... İnteraktif eğitimler verilse...

Hayal mi kuruyorum? Şimdilik, belki. Böyle bir sistem kurmanın basit olmadığını biliyorum. Araştırma, planlama, yatırım ve sonunda katılım gerektiriyor. Peki, böyle bir sistem olsa katılır mıydınız; yoksa sizce, elimizde olanla yetinmeli, yazarlığı daha fazla 'mekanik'leştirmemeli miyiz? Er ya da geç, yapılması gereken bir seçim.

M.T.S., 25 Mart 2009

Tepkiler: 

11 yorum:

Doruk dedi ki...

Kendi blogum "Bozkır Toprakları"da bir yıl boyunca ara sıra yolu düşenler dışında tek başına at koşturduktan sonra en iyi çözümün bu tip siteler olduğuna dair kanaatim değişti, hatta çoğu kişisel blog'un kısıtlı bir kitleye ulaştığına inanıyorum o tecrübemden beri; bu nedenle verdiğin sitelerin bu konuda daha başarılı adımlar olduğuna inanıyorum. Blog siteleri kendi takip eden kitlesiyle genelde daha sıcak bir ortam oluştursa ve yazan-okuyan arası ilişkinin dışında yorumlayanları da birleştiren bir platform olsa da kaç kişiye ulaşbildikleri tartışılır.

Gereken büyük adımlar da bizim gibi daha amatör, belki keyfi "yazanlar" için çok geniş kalıyor anlaşılan; bize düşen var olan platformları kendi bloglarımız ya da ilişkilerimiz üstünden paylaşmak olabilir.

Çoğunlukla FRP muhabbetleri üstünden tanıştığımız, bazıları halen İngiltere'de yaşayan her yaştan 8-10 kişi olarak site kurup, birkaç ay boyunca müthiş bir zevk aldığımızda bile bir noktadan sonra çıkmaza girdik ve şu noktada FRP formatından tamamen çıkmak dışında ancak adına yaraşır bir şekilde, "aylak"ça ilerliyoruz; gerçekten daha geniş bir kitleye hitap edebilen platformlara ihtiyaç var; paylaşmaktan korkmamak gerek.

Hazal dedi ki...

ejderhamızrağı sever misin? eğer seversen mutlaka bloguma uğra! margareth weis ile röportaj yaptık! yo hiçbir yerden alıntı değil, tamamen BİZE ati ^^. umarım sen de beğenirsin :)

Doruk dedi ki...

Elvenking, Blind Guardian, Haggard... Müzik tarzı FRP'ye götürüyor insanı zaten galiba ya da tam tersi, gerçi Ejderha Mızrağı ve Unutulmuş Diyarlar'dan çok hoşlanmıyorum; biraz daha ağır sayılabilecek Tolkien, Robert Jordan ve Ursula Le Guin'in serilerine çok daha büyük saygım var denebilir, ama en kısa zamanda röportajı (Bu gece?) okuyacağım. Yazarın alçakgönüllüğü bile insanı etkiliyor...

Bu arada müzik konusu geçmişken yorum kirliliği olmazsa Rönesans-karnaval havasında müzik yapan İtalyan grup Ataraxia'yı da önermek istiyorum blog'u takip eden herkese, insana sanki onlar sevmeyecek kimse yokmuş gibi geliyor.

Tamam, susuyorum: )

Hazal dedi ki...

bu arada bir röportaj haberim daha var. ama bu bizim tarafımızdan yapılmadı, zaten yapılmış bir röportajın çevirisi bu.
Zaman Çarkı'nın efsane ayzarı Robert Jordan (ya da ünvanıyla Büyük Ejder :)) röportajı çevirisi bu. eğer okumak istersen buyur adresi (haber ver demiştin elde olan bir tane daha geldi aklıma ;)): http://www.kayiprihtim.org/portal/robert-jordan-ile-roportaj/

Tila Sadık dedi ki...

Konunun dağılmasından rahatsız olmadığımı belirtmeliyim. Ne kadar bilgi paylaşırsak, o kadar güzel olur benim için. Yine de, (sevgili Hazal) konu ile ilgili düşüncelerinizi de söylerseniz, ayrıca mutlu olurum.

Doruk, Bozkır Toprakları'nda (ya da başka bir yerde) hâlâ yazıyor musun? Öyleyse, okumayı çok isterim. 'Blogger' profilinde yazan 'mynet' e-posta adresine mesaj atmıştım; cevap alamadım. Buraya yazıyorum o yüzden, hazır konu dağılmışken :) Notos yazım atölyesine başlayacaktın. Başladın mı, ortam nasıl?

2004 Tüyap Kitap Fuarında, Robert Jordan'la yapılmış olan söyleşiyi de okumak istersiniz belki.

Yeri gelmişken, Zaman Çarkı serisinin son kitabı 'A Memory of Light'ın Kasım 2009'da çıkması bekleniyor. 2010 başında Türkçe'ye çevrilmiş olur diye umuyorum. Böylece bir efsane daha finalini oynamış olacak...

Doruk dedi ki...

Ahah, o mynet adresini çok komik olduğu için artık kullanmıyorum; gerçi msn adresim daha da komik: ) Onlar dışında dorukcansev(et)yahoo.com'u kullanabilirsin, spam mail'lara karşı @ kullanmadım az önce.

Bozkır Toprakları'nıysa sadece eski yazılarıma ulaşmak için kendime açık tutuyorum sadece, bunun dışında aylakdiyar'da birkaç yazım var ve ara sıra yazdığım geyik makaleleri de oraya koyuyorum; ama mail'dan haberleşmek daha kolay olur sanırım.

Atölye'ye ise katılmadım açıkçası, bir dönem aklıma çok yattı ve Semih Gümüş'le yüzyüze de konuştum bu konuyu ama hem saatler benim programıma uymuyor, hem de yazma işini böyle bir disipline sokabilir miyim bilmiyorum? Hala aklımın bir ucunda duruyor ve yaz için düşünüyorum ama şimdilik orada kalacak galiba.

Zaman Çarkı serisini o noktaya kadar nasıl okuyacağımı da çok merak ediyorum, henüz üç tam cildi alıp okudum ama bundan sonra o kadar parayı tek bir kitaba vermek istemiyorum, bu yüzden arkadaşlarımdan birinin kapısını epey bir tıklatmam gerekecek; gerçi İdefixe güzel kampanyalar yapıyor ama hala 300 YTL'yi bir anda çıkartmak istemiyorum: )

Hazal dedi ki...

Şöyle diyim, haber verirsen sevinirim dediğin için sadece haberimi verip çıktım. çünkü aradığım halde yorum dışında yazabileceğim bir yer olmadı. mail atabilirdim belki, ama o da bana pek uygun görünmedi.

yazını okumuştum zaten, ama bu konuda söyleyeceklerim dediklerinle örtüşmediği için yazmamıştım. ama yazayım madem böyle dedin. öncelikle frpnet, frpworld falan hikayeleri yayınlıyor evet, ama hepsini değil. bu nedenle ben pek sıcak bakmıyorum. kendime bir blog açma nedenim buydu mesela. ama bunu yapmayan ya da yapamayan kişiler için ideal bir sistem. yine de ne kadar okunduğundan şüpheliyim.
interaktif ortamda oldukça paylaşımcı herkes, ama bir o kadar da hırsızlık söz konuus. (ç)alıntı diye bir tabir var duymuşsundur, işte bu isim altında herkesin bütün emekleri harap oluyor. biri çıkıyor kendinimiş gibi kendi alanında yayınlıyor. bu nednele böyle paylaşım alanlarının kopyalamaya karşı engelli olması lazım. emek hırsızlığı, bir yazarın ya da sanatçının başına gelebilecek en kötü şeylerden biri. bu ve bunun gibi nedenler çerçevesinde, interaktif ortamda paylaşım benim için her zaman bir düşünme noktası. kararsızlığa itiyor beni. kendim de yazıp,izen insanım evet, ama bunları da çok düşünüyorum.
bunun dışında, eline aldığın bir kitap/derginin havasını da internette yakalayamıyor okuyucu. bu nedenle birçok kalliteli e-dergi, bedava olmasına rağmen çok az okuyucuya sahip. ben de e-dergi okurdum bir ara ama şimdi bıraktım. o okuyucu ktilesi gibi aynı tadı vermedği kanısındayım. ama o tadı yakalayanlar için ne ala! e-dergiciliği buna rağmen destekliyorum. herkesin dergi çıkaracak bütçesi yok ama, e-dergi için ekibi var :).

Hazal dedi ki...

şunu da ekleyeyim, yayınevleri bizlere karşı ne yazıkki çok ilgisiz. çevre oladaman her işte olduğu gibi bu iş de olmuyor. şans denilen faktör lazım oluyor bizlere birden. bu açıdan da oldukça karamsarım. düşünclerin çok güzel amai yayınevi sahiplerinden umudum yok benim. eğer biraz umudum olsaydı, giderdim laika'ya "işte yazdıklarım bunlar!buyrun!"derdim. halbuki kayra küpçü'yle ilginç bir şekilde tanışmama rağmen, bunu demedim. ilginlemeycekler biliyorum.

umarım bunu kıran sen olursun. güzel düşüncelerini duyarlarda, bu sabit fikirlilik kırılır

Tila Sadık dedi ki...

Sevgili Hazal, gücendirdiysem çok özür dilerim. Yazılanlarla aynı fikirde olmasan bile, yorumunla konuya farklı bir boyut kazandırdığını belirtmeliyim.

FRP Net, FRP World derken, sitelerin forum alanlarında yazılarımızı gönderip üyelerden geri bildirim almayı kastetmiştim. Yoksa, dediğin gibi ana sayfada herkesin yazısını yayımlamıyorlar. Bu noktada, aranan şeyin yayımlanmak mı yoksa görüş alışverişinde bulunmak mı olduğu da önemli.

Blog konusuna gelirsek... Sürekli özgün içerik üretmeyi, paylaşmayı kafasına koymuş kişiler için blogların, forumlardan daha uygun olduğunu düşünüyorum. Forumlar, daha çok tartışma, fikir alışverişinde bulunma alanları. Sitelerin ana sayfasında olmak ise, dediğin gibi, her yazıya verilen bir fırsat değil. Blogların az okunduğunda hemfikiriz. Bunun nedeni, deneyimli internet kullanıcılarının bile 'blog' kavramını fazla önemsememesi. Ancak *.com, *.net tarzı profesyonel (!) alan adı varsa, o zaman biraz değer kazanıyor. Kullanıcıların bloglara ilk yaklaşımı çoğunlukla böyle. Bu ön yargılardan kurtulup, blogların içine girdiklerinde ise, kaliteli bloglarla beraber, söz gelimi; sesli harf bulunmayan, İngilizce-Türkçe karışımı bir dille yazılmış, ne anlattığı belli olmayan o kadar çok blog var ki; ister istemez ilk blog deneyimini bu tür sayfalarla yaşayan kullanıcılar, bloglara girip girmemek üzerinde tekrar düşünüyor.

(ç)alıntı içerikten herkes şikayetçi; fakat internet sitelerinde alınabilecek önlemler sınırlı. Çalmak isteyen, bir yolunu bulup çalıyor. Yine de, bazı haklara sahipsin ve internet üzerinde içeriğini çalan olmuş mu, araştırma şansın da var. Bu konuda bir yazı yazmıştım, 'İnternette Eser Paylaşımı ve Telif Hakları' diye, ilgini çekebilir.

E-yayıncılığı sonuna kadar destekliyorum ve daha yaygın olması; yaygınlaştırılırken basılı medyada da duyurulması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca, elektronik eserlerin basılı hale gelmesi için ortada ilginç fikirlerin uçuştuğunu görmek mutluluk verici. İbrahim Sidat'ın 'Fikir: Özelleşmiş Medya' ve 'Yayınevi Kurmak' yazılarını okumanı isterim. Bu projeler uygulanabilir mi, imkanlar el verir mi, orası tartışılır; fakat böyle fikirlerin olması bile ilerletici nitelikte. Yayıncıların bu tür blogları takip edip yeni fikirlere destek olması, gerektiği yerde yol göstermesi; okuyucu kitlesinin de taleplerini açıkça dile getirmesi çok önemli.

Yayınevleriyle bire bir iletişimim hiç olmadı; ama eserlerini yayımlatmak için başvuran birkaç arkadaşım da aynı şeyi söylüyor. Ben biraz farklı düşünüyorum. Türkiye'de doğru dürüst kitap okumayan vatandaş bile kitap yazmak istiyor. Üretmeyi seven bir milletiz, buna diyeceğim yok; fakat her cümlesi anlatım bozukluğuyla dolup taşan, hiçbir bütünlüğü olmayan eserlerin bile gönderildiği yer belli: yayınevleri. Şimdi bir düşünelim: bir yayınevine, eminim, her ay onlarca kitap başvurusu geliyordur; ardından, yayıncılığın maddi sıkıntılarından dolayı sayıca az olan editörlerin tüm bu başvuruları okuyup geri dönmesi gerekiyor ve başvuruları değerlendirme işinin yanı sıra, bir yayınevindeki diğer görevleriyle ilgilenmek ve edebiyat dünyasında neler olup bittiğini takip etmek zorunda. Bir söyleşide okumuştum; ellerine ulaşan başvuruların arasında gerçekten çok özel eserler olduğunu; fakat maddi sıkıntılardan dolayı bunları yayımlayamadıklarını söylüyordu editör. Böylesine değer verdikleri eserleri bile yayımlayamıyorlarsa, düşünsene, şimdi biz emekleme aşamasındayız, bizim yazdıklarımızı nasıl yayımlasınlar.

Uzun yorumumla sıkmamışımdır umarım.

Doruk dedi ki...

Keşke mail atmadan önce buraya göz atsaymışım. Yine de öykü dosyamı tamamlayıp kitapevlerine gitmeden önce benim halen izlediğim yolu burada da anlatayım:
Yarışmalar. Birkaç ay önce galiba elimdeki sevdiğim tüm öyküleri bu blog'da tanıtılan yarışmalara paylaştırdım, telifleri benden birkaç aylığına çıkacak sanırım ama eninde sonunda bana geri dönecekleri ve benim de yayınlatmak için acelem olmadığına göre bu çok da sorun değil şimdilik. Ancak en azından jüriden bir kişinin dikkatini çekmek, o bile yoksa bana bir eleştiri yapması şu anda kısa vadeli amacım denebilir.
Eğer yarışmalardan hiç sonuç almamışsam ve yayınevlerinden de olumlu bir yanıt gelmiyorsa da e-book şeklinde basmayı bile düşünebilirim; zaten maddi bir getirisi olacağına pek de inanmıyorum yazdıklarımın. İnternette tescilletikten sonra paylaşırsam elimde bir kitap olmayacak belki ama öykülerim birkaç kişiye daha ulaşabilir diye umuyorum.

Hacker'ların marşı gibi olacak belki ama durumuma uyuyor sanırım:
"share your files hackers, share your files...
we will be free hackers, we'll be free"

Tila Sadık dedi ki...

Bilgisayar korsanlarının marşı bilgelik dolu :)

Yazılarını yayımlatmak için çok doğru bir yol izliyorsun; yazarlıkta yarışma dereceleri, dergilerde/kolektif çalışmalarda yer almak, özgeçmişindeki iş deneyimlerin gibidir. İş deneyimi olanlar, deneyimi olmayanlara çoğu zaman tercih edilir.