21 Haziran 2010

[Bilgi-Yorum] Çerçeve Öykülerinden Romana

Çerçeve öyküleri, bir ya da (çoğunlukla) birden fazla öykünün bir başka öykü ile çerçevelendiği, bir araya getirildiği bir anlatım tekniğidir. İlk kullanımlarını MahabharataRamayana gibi eski Hint destanlarına kadar takip edebilsek de (1), çerçeve öyküleri asıl çıkışını 14. yüzyılda en önemli örnekleri olarak Boccaccio'nun Decameron'u, Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri, ve Binbir Gece Masalları ile yapmıştır. Kronolojik olarak baktığımızda bu üç eseri takip eden birkaç yüzyıl içinde bugün “roman” dediğimiz türün ilk örneklerinin ortaya çıkması salt rastlantı olmasa gerek. Burada, belirtilen eserleri temel alarak çerçeve öykülerinin roman türünün oluşumuna etkileri üzerinde durmak istiyorum.

Resim: The Decameron (1837, Franz Xaver Winterhalter)

Giovanni Boccaccio, Decameron'u 14. yüzyılın ortalarında, Kara Veba'nın nüfusun yüzde altmışını ortadan kaldırdığı dönemlerde İtalya'da yazmıştır. Giriş, ayrıntılı biçimde veba salgınından bahseder. Decameron'un çerçeve öyküsü, salgından kaçmak isteyen yedisi kadın üçü erkek on soylunun şehrin dışında bir köşke sığınması ve orada sıkılmamak için birbirlerine öykü anlatmalarından ibarettir. On soylunun arasından her gün bir kraliçe ya da kral seçilir ve bu kişi günün temasını belirler, öyküler belirlenen temaya uygun şekilde anlatılır. On gün boyunca on öykü ve toplamda yüz öykünün ardından Decameron sona erer (2). Girişi yazan anlatıcı on soyludan biridir muhtemelen; fakat anlatılan öyküler ön planda tutulduğu ve anlatıcıların üzerinde olabildiğince az durulduğu için ilk anlatıcımızın kim olduğunu öğrenemeyiz, ne de on soylu hakkında isimlerinin vadettiklerinden fazlasını biliriz (3).


Resim: The Canterbury Tales (1484)

Canterbury Hikâyeleri, 14. yüzyılın sonlarına doğru Geoffrey Chaucer tarafından orta çağ ingilizcesinde yazılmıştır. Chaucer'ın Decameron'dan etkilendiği söylenmekle birlikte, Decameron'u okuyup okumadığı tam olarak bilinmemekte, iki eser de halk öykülerinden yararlandığı için bazı öykülerin benzerliği doğrudan Decameron etkisine işaret olarak görülememektedir. Canterbury Hikâyeleri'nde hac yolculuğu yapan çeşitli sınıflardan insanların yolda birbirlerine anlattıkları öyküler yer alır. Canterbury'e gidiş ve dönüş yollarında herkes iki adet öykü anlatacak ve en güzel öyküyü anlatan ödüllendirilecektir; ancak herkes öyküsünü anlatmaz. Canterbury Hikâyeleri yarım kalmış, yalnızca 24 öykü tamamlanabilmiştir. Sınıf farklılığı kimi zaman anlatılan öykülerin diğer sınıfların ya da daha önce anlatılmış öykülerin eleştirisini içinde barındırır, öyküler arasında kısmen etkileşim sağlar. Decameron'dan farklı olarak Canterbury Hikâyeleri'nde anlatıcıları daha yakından tanırız. Giriş, anlatıcıların betimlemeleriyle doludur ve her birinin anlattığı öykü ile o anlatıcının mizacına dair bir şeyler öğreniriz. Yine de buradaki anlatıcılar Canterbury Hikâyeleri'nin odağı olmaktan uzaktır, zira yine alt öyküler ön planda, anlatıcıları içine alan hac yolculuğu öyküsü ise ayrıntılara inilmeyecek kadar geri plandadır.


Resim: Scheherazade Dinarzade and the Sultan (1898, Henry Justice Ford)

Binbir Gece Masalları ise, Çin'den Kuzey Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada anlatılan halk öykülerinin bir araya getirildiği bir çerçeve öyküsüdür. İzleri 9. yüzyıla kadar sürülse de bugün bilinen ilk yazma 14. yüzyılda Farsça yazılmıştır; ancak Binbir Gece Masalları'nın Avrupa dillerine çevrilmesi 18. yüzyılı bulacaktır. Yeni yazmalarla yeni öyküler Masallar'a dahil edilmiş, sonunda asıl kaynağı tam olarak bilinmeyen çok geniş bir öykü yelpazesi ortaya çıkmıştır. Çerçeve öyküsünde Şah Şehriyar karısı tarafından aldatılır, bunun üzerine Şehriyar her gün bir kızla evlenip ertesi gün onları idam ettirmeye başlar. Vezirin kızı Şehrazad Şah'la evlenir ve her gece anlattığı (yarım bıraktığı) öykülerle binbir gece boyunca hayatta kalmayı başarır. Binbir gecenin sonunda Şah, Şehrazad'ın iyi bir eş olduğuna karar verir ve yaşamını bağışlar. Kimi zaman Şehrazad'ın anlattığı öykülerin içindeki karakterler başka öyküler anlatmaya başlar. Borges'in aktardığına göre (4) özellikle 602. gecede Şehrazad, Şehriyar'la kendi hikâyesini anlatmaya başlar, anlatmaya devam etse Binbir Gece Masalları sonsuz bir döngü içine girecektir. İç içe geçmiş öyküler labirentinde buluruz kendimizi, geldiğimiz yolu geriye doğru takip etmeden çerçeve öyküsüne açılan kapıyı bulmak güçtür; yine de Binbir Gece Masalları'nı Decameron ve Canterbury Hikâyeleri ile karşılaştıracak olursak, bana öyle geliyor ki, Binbir Gece Masalları'nın çerçevesi – muhtemelen anlatıcı/dinleyici kalabalığının olmayışından ve çerçevedeki karakterlere odaklanabilmesinden dolayı - çok daha akılda kalıcıdır.

DecameronCanterbury Hikâyeleri ve Binbir Gece Masalları'na genel olarak baktığımızda hepsinin anlatılagelmiş halk öykülerini bir araya getirdiğini görürüz. Yine de bu eserler basit birer öykü antolojisi değildir; tüm alt öyküler belli bir üst öykünün, çerçeve öyküsünün parçasıdır. Yalnızca üst öykünün olduğu, alt öykülerin olmadığı bir Decameron, bir Canterbury Hikâyeleri ya da bir Binbir Gece Masalları var olamazdı. En başta isimler anlamını yitirirdi; bugün Decameron'u “Kara Veba'yla Saklambaç”, Canterbury Hikâyeleri'ni “Pek Kalabalık Hac Yolculuğu” ya da Binbir Gece Masalları'nı “Şehriyar'ın Kadınları” diye çağırıyor olabilirdik. Peki, bu eserler birer öykü antolojisi değil, parçaları ve çerçevesiyle uzun birer anlatıysa niçin onlara “roman” demiyoruz? Günümüzde ders kitaplarında romanın en basit tanımı bize bu eserlere –belki Canterbury Hikâyeleri'ne değil ama(5)– “roman” diyebileceğimizi söyler, hatta bazı kaynaklarda Binbir Gece Masalları ilk romanlar arasında geçer. Ancak açıktır ki, üç çerçeve öyküsünün de bir olay örgüsü bütünlüğünden yoksun oluşu onlara “roman” dememize engeldir. Anlatılan öykülerin büyük kısmı anlatıcı ve dinleyiciden, içinde bulundukları zaman diliminden bağımsızdır. Öyküler tek başına anlatıcı/dinleyici karakterlere etki etmez, alt öyküler bir türlü çerçeveye sızmayı başaramaz. Öyküler doğrudan bağlantısız, etkileşimleriyse son derece sınırlıdır. DecameronCanterbury Hikâyeleri ve Binbir Gece Masalları birer roman değildir; fakat öyküleri bir araya getirme şekilleriyle pek çok yazara örnek oluşturmuş, roman türünün oluşumuna katkıda bulunmuştur.

Çerçeve öykülerinin roman türünün oluşumuna etkilerinden bahsederken kuşkusuz “ilk roman” tartışmasından da söz etmek gerekir. Bugün, roman türünün içerdiği çeşitlilik sebebiyle “roman”ın mutlak bir tanımı yapılamamakta, dolayısıyla ilk romanın hangi eser olduğu üzerine görüşler de hayli çeşitlilik göstermektedir. Kimi yaklaşıma göre ilk romanın yazılışı Petronius'un Satyricon'u (1. yy) kadar geçmişe uzanır. Kimilerine göre ilk roman Daniel Defoe'nin Moll Flanders'i (1722), kimilerine göreyse Choderlos de Lachos'un Tehlikeli İlişkileri'dir (1782). Örnekler çoğaltılabilir; ancak ben burada söylemime çoğu edebiyatçı, eleştirmen ve akademisyen tarafından ilk roman (ya da bugün “roman” dediğimiz türün gelişmesini sağlayan eser) olarak kabul edilen Miguel de Cervantes'in Don Quijote'si (1605) üzerinden devam etmeyi uygun görüyorum (6).

Cervantes'in İtalyan edebiyatına dair bilgisi eserlerinden anlaşılmakla birlikte muhtemelen Decameron'u da okumuştur (7). Cezayir'de geçirdiği beş yıllık esirlik sürecinde Binbir Gece Masalları'nı duymuş olduğunu da varsayabiliriz; ancak bunlar iyimser birer tahminden öteye gidememektedir. Üç eseri okumamış olsa bile o dönemlerde özellikle Decameron'un ve Canterbury Hikâyeleri'nin çoktan üne kavuşmuş olması dolayısıyla -Cervantes'in edebiyatla sıkı ilişkisini de göz önünde tutarsak- genel hatlarıyla çerçeve öykülerini ve çerçeveli öykü tekniğini büyük ihtimalle duymuştur; zira bunun etkisini Don Quijote'de doğrudan görmekteyiz. Don Quijote'yi yazan birden çok anlatıcı vardır, hikâyenin kendisinde de alt öyküleri anlatan anlatıcı karakterler görülür. Binbir Gece Masalları'ndaki gibi iç içe geçmiş öykülere rastlarız, özellikle ikinci kitapta Don Quijote'nin ilk kitabı okuması Binbir Gece Masalları'nın 602. gecesini akla getirir. Don Quijote'de diğer çerçeve öykülerinden farklı olan nokta, okuyucunun alt öyküleri değil, çerçeve öyküsünü, La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote'nin öyküsünü hatırlıyor olmasıdır. Alt öyküler daha önemsizdir, Don Quijote'nin yolu o öykülerin kahramanlarıyla bir şekilde kesiştiği, olay örgüsü bilmemizi gerektirdiği için öğreniriz bu öyküleri. Diğer çerçeve öykülerinin, sözgelimi yukarıda Decameron'un Decameronluğunu kaybetmesi için alt öykülerin tümünün veya büyük bölümünün kaldırılmasından bahsedebilirken, Don Quijote için aynı şeyi söyleyememekteyiz; Don Quijote'de alt öykülerden birinin kaldırılması bile eserin Don Quijoteliğini ciddi anlamda sarsacaktır.

Don Quijote'yi takip eden eserlerde çerçeve öyküleri zamanla değişim geçirmiş, alt öyküler, doğrudan ve uzun sayfalar halinde değil, yeri geldiğinde karşımıza çıkan ayrıntılarla anlatılır olmuştur. Roman türünün ilk ortaya çıkışından bu yana ciddi anlamda değişimler geçirdiği ve çeşitlendiği bir gerçektir; ancak romanda bugünkü olay kurgusu anlayışımızın DecameronCanterbury HikâyeleriBinbir Gece Masalları gibi çerçeve öykülerinin etkisinde geliştiği de yadsınamaz.

Buraya kadar eserlerin ağırlıklı olarak yapısal yönüne değindim; ancak özellikle Decameron ve Canterbury Hikâyeleri'nin söylem yönünden de romanın ortaya çıkışına etki ettiği görüşündeyim. İki esere de kanonik edebiyatta yüceltilenlerin yerildiği, yerilenlerin yüceltildiği bir karnavalesk(8) atmosfer hakimdir. Rahiplerle, zenginlerle, cinsel yasaklarla, sözde “yücelik”lerle dalga geçilir. Karnavalesk halkın, özgürlüğün söylemidir. Her ne kadar kanonik edebiyat Decameron'u kendi yüceliğine layık görmese ve ciddiye almasa da bu karnavalesk eserler halk tarafından çok beğenilecek ve ünlenecektir. Kuşkusuz, yüksek edebiyatın zamanla Latince'nin bağlarından kurtulup halk diline kavuşmasında, uzun vadede düzyazı türünün de edebi sayılmasında bu eserlerin özgürleştirici söyleminin etkisi olmuştur. Bu özgürleştiriciliğin izinde, Don Quijote'de varolan edebi sınırların yok sayılmasının yanında (ki roman türünün oluşmasına önayak olan bu yok saymadır) karnavalesk söylemin de pek çok sayfada korunduğunu ve karşımıza çıktığını gözlemleriz (9)Decameron'un, Canterbury Hikâyeleri'nin yön verdiği, sınırların zorlandığı bir edebi iklimden yoksunken Rabelais'in Gargantua'sı ya da Cervantes'in Don Quijote'si ortaya çıkmaya cesaret bulabilir miydi acaba?

Binbir Gece Masalları'na bakıldığında ise karnavalesk söyleme rastlanmamaktadır; ancak burada -dolaylı olarak da olsa- roman türü açısından önemli bir öge gözlemlenebilir: dinleyici ve anlatıcı arasındaki ayrım. Don Quijote'nin yazarı önsözüne “Aylak okur,” diye başlar, roman geleneği okurun varlığını ve doğrudan ona seslendiğini kabul ederek başlar adımlarına. Binbir Gece Masalları'nda ise okuyucu ile yazar arasındaki ilişki Şehriyar ile Şehrazad arasındaki ilişkiyle karşımıza çıkar. Ne Decameron'da, ne de Canterbury Hikâyeleri'nde dinleyici ile anlatıcı arasındaki çizgi böylesine belirgindir; çünkü bunlarda birden fazla anlatıcı, birden fazla dinleyici vardır ve dinleyiciler çoğunlukla bir zaman sonra anlatıcılara dönüşür ya da tam tersi. Binbir Gece Masalları'nda Şehriyar'ın dışında dinleyici olarak karşımıza çıkan bir başka karakter daha vardır: Dünyazad. Fakat Dünyazad'ın öyküdeki temel işlevi dinleyiciliği değil, Şehrazad'ın bir masal anlatmasını isteyerek binbir gece sürecek masalların anlatılmaya başlanmasını sağlamak ve her gece Şehrazad'ın yarım bıraktığı masala devam etmesini rica ederek oyunun bozulmamasını, Şehriyar'ın Şehrazad'ın bu masallarla yaşamaya devam etme oyununu fark etmemesini, başka bir deyişle uyanmamasını sağlamaktır. Şehrazad, masallarını Dünyazad'a anlatır gibi yaparken aslında biliriz ki bu masallar Şehriyar için anlatılır. Şehriyar masallardan sıkılsa ertesi gün anlatıcı/yazar Şehrazad da, anlattığı masallar/yazılan eserler de ortadan kalkacak, Şehriyar'ın gazabına kurban olacaktır. Şehriyar'sız bir Şehrazad ve masalları anlamsızdır, tıpkı okursuz bir eserin anlamsızlığı gibi. Öte yandan Şehrazad'sız bir Şehriyar da olgunlaşamamış bir Şehriyar olarak kalacaktır. Çerçeve öyküsünün sonuna geldiğimizde Şehrazad'ın masalları tükenir, oyun sona erer; ancak bu noktada Şehriyar'ın tutumundan anlarız ki o çoktan oyuna uyanmış, uzun zamandır uyur gözüktüğü bu dinletinin keyfini çıkarmaktadır. Binbir Gece Masalları'nın Avrupa dillerine çevrilmesi 18. yüzyılı bulduğu için bu ögenin romanın oluşumunda etkili olduğunu söylemek oldukça iddialı olur; yine de izi 9. yüzyıla kadar sürülen bir öyküde ancak 17. yüzyıla gelindiğinde karşımıza çıkacak bir yaklaşımın izlerine rastlamak oldukça ilgi çekicidir.

Burada üzerinde durduğumuz ve duramadığımız tüm etkiler göz önüne alındığında DecameronCanterbury Hikâyeleri ve Binbir Gece Masalları'nın pek çok sanatçıya ilham kaynağı olduğu, sanata adeta yol göstericilik ettiği sonucuna varabiliriz (10). Son kez roman türüne değinecek olursak, o, çerçeve öyküleri dahil pek çok teknikten yararlanmış, kendini sınırlandırmalardan kurtararak edebiyatta yeni bir yol yaratmıştır. Çerçeve öykülerini romanın yararlandığı diğer türlerden ayıransa bu öykülerin tam dönüşüm arifesinde, denge noktasında durmasıdır. Bu oluşum süreci bir benzetmeyle şöyle özetlenebilir belki: 14. yüzyıl çerçeve öykülerinden önce, verimsiz topraklarda boy atmaya, kollarını, dallarını açmaya çalışan; fakat pek başarılı olamayan fidanlar vardır. Çerçeve öykülerinin gelişiyle toprağın verimsizliği, sınırlandırmalar bir düzeye kadar giderilir, fidanlar ağaçlara dönüşür; fakat dalları o kadar çoktur ki, yığılan yaprakların arasında gövde görünmez olur. Roman ise, çerçeve öykülerinin bıraktığı ağaçları budar, ağaçların etrafından fışkıran yabani otları temizler ve böylece toprak daha verimli hale gelirken ağaçlar boy atmıştır, gövdesi yeni bir çağın doğuş masalıdır. (11)

Notlar

  1. M. Witzel, "On the origin of the literary device of the 'frame story' in old Indian literature", Hinduismus und Buddhismus, Festschrift fuer U. Schneider, ed. by H.Falk, Freiburg, 1987, s. 380-414.
  2. Decameron: Yun. on (δέκα déka) gün (ἡμέρα hēméra)
  3. Boccaccio, isimlerin her bir karakterin özelliklerine uygun şekilde seçilmiş mahlaslar olduğunu belirtir. İsimler (İt.): Pampinea, Fiammetta, Filomena, Emilia, Lauretta, Neifile, Elissa, Panfilo, Filostrato, Dioneo.
  4. J. L. Borges, “Quijote'nin Tikel Büyüleri”, Çev.: P. B. Charum, Öteki Soruşturmalar, İletişim Yayınları, 2005, s. 62-66. Ayrıca bkz. E. Fishburn, "Readings and Re-readings of Night 602", Variaciones Borges: Journal of Philosophy, Semiotics and Literature, 18, 2004, s. 35-42 (*); M. Gülsoy, “602. Gece: Kendini Fark Eden Hikâye”, 602. Gece, Can Yayınları, 2009, s. 13-81.
  5. Canterbury Hikâyeleri, iki öykü dışında nazım olarak yazılmıştır.
  6. Karşılaştırmalarımı Don Quijote'yle yapmaya devam edeceğim; ancak bu noktada yukarıda yazılmış ve yazılmamış diğer “ilk roman” önerilerinin çoğunda çerçeve öykülerinin karakteristiklerinin bulunduğunu belirtmek gerek.
  7. D. McGrady; “Cervantes and the Decameron: A Note on the Sources and Meaning of Don Quijote's Prototypical Chivalric Adventure (I, 50)”, Cervantes: Bulletin of the Cervantes Society of America, 5.2, 1985, s. 141-147 (*); “The Italian Origins of the Episode of Don Quijote and Maritornes”, Cervantes: Bulletin of the Cervantes Society of America, 7.1, 1987, s. 3-12 (*).
  8. Karnavalesk söylemi üzerine ayrıntılı bilgi için bkz. M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, Çev.: Ç. Öztek, Ayrıntı Yayınları, 2005.
  9. J. Parla, “Türlerin 'komik'leşmesi, ya da karnavallaşması”, Don Quijote ve Yazın Türleri, Don Kişottan Bugüne Roman, İletişim Yayınları, 2000, s. 60-66.
  10. Gerek edebi, gerekse görsel sanatlarda üç eserin etkilerine dair daha ayrıntılı bilgi Âlim Şerif Onaran'ın Binbir Gece Masalları'na yazdığı önsözde bulunabilir. Bkz. “Binbir Gece Masalları'nın Etkileri”, Türkçeye Çevirenin Önsözü, Binbir Gece Masalları, YKY, 2009, c. 1/1, s. 21-28.
  11. Yazıda genel olarak Bülent Somay'ın "The Frame Tale" dersinde tuttuğum notlardan yararlandım.

M.T.S., 16 Haziran 2010, İstanbul

Tepkiler: 

4 yorum:

N.Narda dedi ki...

Bilgilendim. Teşekkürler.

Emre Toluç dedi ki...

çok faydalı oldu, emeğine sağlık.

Emre Toluç dedi ki...

çok faydalı oldu, emeğine sağlık.

serap dedi ki...

Binbir gece masallari decamerona esin kaynağı olmuş mudur??