27 Nisan 2011

[Alıntı] Türk mitolojisinde şamanlık ve ruhsal hastalıklar…

Herkesin şaman olması mümkün değildir. Şamanlar seçilmiş insanlardır. Bunlar nadiren soylarında kam-şaman bulunmayanlar arasından seçilir. Araştırmacıların belirttiğine göre ‘büyük şamanlar’ kendi isteğiyle değil de ruhların çağrısı sonucunda şaman olurlar. Şamanlık mesleği babasından kalanlarsa ‘küçük şamanlar’dır.

Her şeyden önce şamanın kolaylıkla vecde ve istiğrak haline geçebilecek karaktere sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle şamanlar genellikle toplumdan uzak duran kişiler arasından çıkar. Çeşitli araştırmacılar şamanlık belirtilerinin özellikle ergenliğe geçiş evresinde başladığını belirtir. Gerçek üstü varlıklar görme, sık sık baş dönmesi ve bayılmanın meydana gelmesi, ruhsal ve bedensel acılara maruz kalma, sinirli olma, yemeden içmeden kesilme, insanların yaşadığı yerlerden uzaklaşma, ruhlarla ve öteki âlemlerden varlıklarla konuşma, sürekli düşünceli bir halde olma gibi davranış biçimleri şaman olacak kişide gözlenen belirtilerdir.

Görüldüğü gibi şaman adayı ya da şamanda bazı psiko-patolojik özellikler görülebilmektedir. Ohlmarks bunu hatalı olarak “kutup isterisi” diye tanımlamıştı. Birtakım Türk topluluklarında kendinden geçmeyi kolaylaştırıcı hastalıklardan söz edilir; örneğin Yakut Türklerinde şamanlığa yeteneği olan kimselerde görülen ve kolaylıkla vecde erişmeyi sağlayan hastalığa menerik denilmektedir. Vecd haline geçmek için dünyanın çeşitli yerlerindeki şamanların bir bölümü uyuşturucu bitkileri ya da ilaçları kullanmakla birlikte, aynı amaçla bitkilerin kullanımı yaygın değildir; örneğin Altaylı şamanlar bu tür bitkileri kullanmaya ihtiyaç duymazlar. Ancak yalnızca yaradılıştan gelen özellikler ve kabiliyet şaman olmaya yetmez; çünkü şamanlık mesleğini icra edebilmek için zorunlu olan bilginin de öğrenilmesi gerekir.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yayınevi (2006), s. 64-65.

Tepkiler: 

Hiç yorum yok: